name@neclamarasli.com
ANASAYFA
ŞİİRLER & PROZA
SÖYLEŞİLER
GÖRÜŞLER
KİTAPLAR
Söyleşiler


Buruciye Edebiyat Dergisi 6. Sayı Soruşturması
Son Dönem Türk Edebiyatında Kadın Şairler
Hazırlayan: Tülay KALE

1. Kendini ifade etme penceresinden şiir sizin için ne ifade ediyor? Şiirle ilgilenme neden(ler)iniz nedir?
Şair yaralı bir yalnızlıktır. Sanat, insanın varkılınma çabasıdır. Şiir, insan olduğumun ayırdıyla kendimle yeniden barışma yolculuğumdur. Gerçeğin hesaplaşmasında birikenin yeni bir dile dönüşmesi gerekiyordu. Şiir; kalıcılığıma inandığım tek yol.
2. Kadın şairlerin şiirlerindeki temalarla erkek şairlerin şiirlerindeki temalar arasında farklar olduğunu düşünüyor musunuz?
Düşünmüyorum. Böyle bir ayrımsamaya neden gerek duyuyoruz ki? Böyle bir ayrımsama erkek üstünlüğünü meşru kılmaktan başka ne işe yarar? Kimse bir şiire, kadının duyarlığıdır, kadının şiirleridir diye yaklaşmaz. Dinamiklerimizi, gerçeğimizi çok fazla sakla(n)madan metne dönüştürülen en uygun yazınsal alandır şiir, romandan, öyküden daha çıplaktır. Ne var ki, kadın; bağımsızlık sorunsalını yaşadığı sürece, kendisini bir babanın, kocanın, başkalarının evinden anlattığı sürece sağlıklı ve özgür şiir ortaya çıkmayacaktır. Onlara rağmen veya bulunulan şartlara rağmen yazmak, göze almak, gözden çıkarmak, temanın işleniş biçimini etkiler. Şair şiirinin nesnesi olarak görüldüğünden burada rahat olunamayacaktır. Kişisel bir cesarettir yazmak. Sakınmasız çıplaklık gerçeği anlatır ve şiire yansıdığında da sevdiğimiz o hassas ses kadın duyarlılığında daha yoğun, bu duyarlılığı burada cinsiyet ayrımı olarak göstermiyorum. Kadın duyarlığı ile erkek duyarlığı elbette çok farklıdır. Hiç şüphesiz bir temayı yazarın cinsiyeti belirlemez. Şair temaya bir şekilde eklemlenecek ve kendini şiire katacaktır.
3. Virginia Woolf, "Kendine Ait Bir Oda" adlı eserinde kadınların edebiyat tarihinde yer alamama nedenlerini sıralar ve kadınların üreticiliklerinin söz konusu olabilmesi için kendilerine ait zamanlarının bulunması gerektiğini belirtir. Sizin bu husustaki düşünceleriniz nedir?
Kadın üretkendir ve zamanı da üretebilir isterse. Mesele burada zaman üretememek veya kendine ait bir oda yokluğu değil, erkek egemen sokaklar ve ataerkil odalardır. Kadınlara edebiyat tarihinde yer almasının yanı sıra huzurlu bir dinlenme önerildiği varsayarsak birçok kadın huzuru tercih edecektir. Bence kadın yorgun bir dönemle ikinci yoğunluğun arasındadır. Leonard Wolf’un da masası, kağıdı, kalemi, kitapları ve bir odası vardı!

4. Şiir ve roman türünün temsilcilerine cinsiyet açısından bakıldığında roman ve hikâye türünde kadın yazarların sayı itibariyle, özellikle de günümüz edebiyatı açısından, şiire göre daha fazla olduğu görülüyor. Sizce bunun nedeni nedir?
Seçimleri konusunda her insan kadar her yazar da özgürdür. Pek de böyle değil. Günümüz edebiyatına baktığımızda şiirden daha fazla çalışma yayımlandığını görüyoruz desek. Nitelikli eserlerin yanında raf gösterisinde birçok yayın. Edebiyat fastfoodcu olmuştur. Kitap basımında şiir yayınevlerinin kırmızı ışığında edebiyattan men cezası yiyor genellikle. Şiir ölüyor söylemleri sadece Türk edebiyatının değil dünya edebiyatlarının da gündeminde. Aşılması olabildiğince zor bir problemin içindedir yazın dünyası. Lakin şiirin öleceğine ilişkin en ufak bir kaygım yok, kaldı ki imge ölmez, noktadan sonra bile yaşar, sayısız kez.
5. Kadın şair olarak kendinizi edebiyat dünyasında kabul ettirmek adına zorlandınız mı ve bu zorluklarla nasıl başa çıktınız?
Kadın hayata katıldığı yerdeki zorluğu sanatta da yaşar. Hiçbir zorluğun karşısında kadın zaafı, geri çekilişinde olmadım.
Necla Maraşlı



- Necla Maraşlı kimdir, sitemiz okuru için tanıtır mısınız?

Necla Maraşlı 9 Şubat 1959 İstanbul doğumlu bir kadın, ve bu gün 6 Haziran 2002. Arada geçen 43 yıllık yaşam, yaşamdan süzdüklerim ve ilk kitabım “Beni Ne Ölümler İstedi de Vermedim” ile başlayan bir başkalık.

- Yanılmıyorsam “Beni Ne Ölümler İstedi de Vermedim” ilk kitabınız. Kitabınız ve yeni projeleriniz üzerine ne söylemek istersiniz?

Bu kitap planlanmış bir çalışma değildi, çok istediğim, çok beklediğim ve çok ertelediğimdi ama anidendi. Kitabımı bir dizi aşamadan geçirdikten sonra; ta ki elime alıncaya kadar sancıydı. Dokunduğum ilk an göbeği benden kesilmiş evlat gibiydi, sarılmaktı sevmekti. Onu dünyaya getirdim ve mesulüm elbet, o da sizlere seslenen bir yüreğe sahip, ve ben onu anlayan her yere taşırım yettiğimce. Durmam artık.

Sonrası belirsiz, tıpkı yaşam gibi.

- Niçin şiir ve niçin aşk şiiri?

Şair yaralı bir yalnızlıktır. Kitaba kanar. Okura sığınır.Ve şiire karışmışsanız iflah olmazsınız . Ben de ne şiirde ne aşkta iflah olamadım demek ki.

- Sizce aşk nedir?

Aşkı kim için, ne için hissettiğiniz önemli. Ben aşkı bir çiçekte, bulutta, kuşta, böcekte de buldum. Ve insanda da... Aşk bir vurgun.

- Sizce Türk kadınının aşka bakışı ve aşkı yaşayışı nasıl?

Türk kadınının aşkı, Fransız kadınının aşkı, Alman, İngiliz, Rus, Mısır, Fas kadınının aşkı diye birşey olmaz. Aşk bu, yürek işi...

- Tamam, aşk yürek işi. Ama, aynı zamanda da bir paylaşımdır, karşılıklı alışveriştir. Aşık olduğunuz bir insanda aradığınız özellikler nelerdir?

Aslında sizde hep var olan fakat vücut bulduğunda harekete geçen güdünüzdür aşk. Kalıplarınıza asi, mantığı felç eden bir sürükleniş.

Aşkı böyle açıklarken şimdi çıkıp da ben nasıl şu özellikleri ararım diyebilirim ki, ben en yoğun içgüdüden bahsediyorum, esir alan, benliğimde şaşkınlıklara düşüren, kendimi yeniden, bir başka yanımı birden farkettiren aşktan bahsediyorum. Beni öldüren aşktan bahsediyorum.

- Sobe’de “Ne bekliyorduk ki hayattan.” diyorsunuz. Yaşamdan beklentiniz nedir?

Sahnelerimizde, rollerimize kapılmış o yandan bu yana savrulup duruyoruz, bişey yaptığımızı sanarak. Rollerde zavallılarız biz kulisteki aynanın derinine düşmedikçe.

Kimden, neyden korkuyoruz da oyunların bize yabancı evlerinde saklanırken kendimizden kayboluyoruz?
Sonra tercihlerimizin bizi götürdüğü yerler var bu hay huyda, roller nihayetinde yokluğu yatırdığında önümüze, heyhat hayat.

Yaşam bütünün içinde sözde kendimizi korumak için tatmin etmeye çalıştığımız ego. Yaşamak için almaya çalıştığımız pay? Para, statü, sağlık, aşk vs vs. Başlangıç ve hedef arası ölçüsüzlük ve sürekli daha hırsı. Daha dediğimiz şey ömür törpüsü. Sonuçta elde kalan ne diye baktığınızda istisnasız hiçliğinizdir sizdeki. Sobe somuta bakıp soyut anlatan içsel bir dram...

Ben kendi adıma uçları yaşadım, nedir ne değildir detaylar önemli değil. Önemli olan bedelini üstlendiğim daha’nın bana sunduğu fatura; rollerdeki hiçlik. Hiçliğimi gördüm. Bitti mi bedel, elbette bitmedi. Sürer, adına ölüm dediğimiz yanılgı sonunda biter ki ölüm her alıp verdiğimiz nefeste mevcut oysa.

Geçerli olduğum aldatısına kaptırmıyorum kendimi bu yüzden beklemiyorum, benden sonraya benim uzağımda olana da bırakabileceğim çabanın gücünü ve zamanını benden esirgemeyeceğini umuyorum. Oyunu kuralsız oynayabilirim, bedelini kabulleniyorum yine.

- Sizin sözcüklerinizde de genelde gördüğüm hüzün, acı; yani aşkın acıları ve mutluluk acıları; peki aşk şiiri niçin genelde aşkın verdiği acılar umutsuzluklar üzerine kurulur?

Aşkı kendi bütününde saklı duranın vücut bulması olarak aldığımda, neyde vücut buluyor olursa olsun onda kaybolmak gibi isteğiyle acıtan koşmaya dönüyor aşka uzanış. Yoksulluğumuz tamamlanıyor mu o uzanışta?

Biz aşkın ölçüsünü biçtiğimiz sürece o uzaklaşıyor. Teni yırtmak isteğiyle ona orada sarılmak, onu orada yaşamayla yetinemediğimiz için çaresiz bir çıkmazda aşk yeniliyoruz .Yeniden sanılarımızın darağacına çıkıyoruz. Bunların mutlu son olarak yazamıyorum ne yazık ki. Her yazan kendini yazar, düşleri ya da gerçekleri, özde hayatın ona anlattığından süzebildiğini. Şairse yaralı bir yalnızlıktır demiştim.

Siz şiirde umutsuzluğu görüyorsanız aramızdaki umudu farkettiniz demektir.

- Günümüz Türk şiiri üzerine ne düşünüyorsunuz?

Günümüz Türk şiirinde şairin daha çok düşünceyle kendini çoğaltmasını ve şiirinde sanallığının altındakini aratarak düşündürmesini seviyorum. Sempati duyduğum tarz; dili Türkçeye yabancı olmayan, bakış değiştirdikçe tadı farklılaşan, evrenselliği aşkta yakalamış zor şiir. Bende şiiri yeniden tüketme arzusu uyandırıyor. Yeni gözde de, yeni kalemlerde de bu yönü benimseyen bir çoğalış görüyorum. Deniliyor ki bu zorluk okuyucuyu uzaklaştırdı. Buna katılmıyorum.

İnsan dünyanın kalabalığından, kavgasından yoruldu, kabuğuna çekildikçe yalnızlaşıyor, ne ben yalnız olmasam ona giderdim ne o yalnız olmasa bana gelirdi. Beni bir kenara bırakın ve bakın, şiirde meydan kavgasına değil yüreğe koşuyor okur. Ortak dil aşk.

Okuyucuyu uzaklaştıran gerçek; şairine uzanamamasının altında yatan nedenler! Yeniye yol açmayan, onların bir süre görünüp sonra kaybolmasına göz yuman düzen. Dolayısıyla okur şaire küsüyor.

- Son olarak söylemek istedikleriniz.

2. Kitabım Ya da Bana Öyle Geliyor’la yakında son değil bir başka ilk cümlede buluşmak umuduyla.

-Söyleşimize katıldığınız için teşekkür ederim.

Turgay Tezgin

DUT AĞAÇLARI

Ben şimdi bir kilise mumunun karşısında
Güneşin doğuşunu diliyorum
Saçlarımın sanem duruşlarını eğirirken
İnançlarımın sunağına

Bütünlükten düştüm
Tezat uçurumunda kırıldı bacağım
Topal çıktım yüksek tepelere
Kanatsız yakınlaştım kiliselere

Moshos’um ben
Tımarhane adasından
Ayios Dimitrios Ta Salina’ya kaçtım sonra
Ay
Ve
Su
Ay
Ve
Su
Güzel bir kokuyum şurada
Şurada bir korsan
Savrulup duruyorum
Dut ağacı dallarından
Dut ağacı dallarına

Dengemdir deli aklımda uzayan bu sessizlik
Bir tarafımı diğer tarafımdan duymaya
Göğsümdeki bu oyuk
Bir çan sesinden kalma

Ben şimdi bir kilise mumunun karşısında
Güneşin doğuşunu diliyorum
Ve şahadetini
Memelerimin ucunu
Ve göbeğimin kabarığını sırlayan
Aramızdaki aynanın
Seni kokladığıma

Gözümün damlalarında uzayan
Kırık ışıkları camların
Binlerce soyunağından geçirip dünyanın topal bacağımı
Sözün tanrısına geldim

Ben şimdi bir tek şey
Ben şimdi bir tek şey
Geceden
Ak bir eğiliş istiyorum.

Necla Maraşlı